
İstanbul’da deprem riskine karşı alınan önlemler ve yapıların risk değerlendirmeleri, son yıllarda büyük bir gündem haline geldi. Büyük depremler sonrasında başlatılan detaylı rapor ve başvuru süreçleri, hem uzmanlar hem de bina sahipleri arasında karmaşık bir tablo oluşturdu. Bu süreçleri anlamak ve doğru adımları atmak, vatandaşların güvenliği ve maddi kayıplarını minimize etmek adına hayati önem taşıyor.
## İstanbul’da Deprem Analiz Raporu ve Başvuru Süreçleri
İstanbul Teknik Üniversitesi’nin (İTÜ) yürüttüğü Deprem Analiz Raporu başvuruları, 2023 yılındaki büyük depremlerden sonra 4 bin seviyesine yükselmişti. Bu başvuruların büyük çoğunluğunu, riskli binaların tespiti ve güçlendirme kararı almak isteyen bina sahipleri oluşturuyordu.
Başlangıçta günde 200-300 civarında alınan başvurular, zamanla müthiş bir düşüş gösterdi. Hatta, takip eden dönemde günlük başvuru sayısı 5’e kadar geriledi. Bu dramatik azalma, özellikle riskli bina sahiplerinin dikkate alması gereken önemli bir noktayı ortaya koyuyor.
## Eski Binalarda Yönetmeliklere Uygunluk Çok Zor
İTÜ Yapı Malzemeleri Laboratuvarı Sorumlusu Prof. Dr. Hasan Yıldırım, bu duruma açıklık getirerek, “Eski binaların yönetmeliklere uygun çıkması oldukça zordur” diye vurguladı. Birçok bina sahibi, riskli çıktıktan sonra ciddi maliyetlerle karşılaşacaklarını bilerek, başvuru yapmaktan kaçınıyor.
Yıldırım’a göre, mevcut bina sahipleri, riskli çıktıktan sonra onarımı veya güçlendirmeyi tercih etmek yerine, maliyetli olacağı endişesiyle, yıkım ve yeniden yapılandırma seçeneklerini düşünmüyor. Birçok durumda, bina riskli çıktıktan sonra yapılacak güçlendirme veya yenileme çalışmalarının yüksek maliyetleri, başvuru oranlarını ciddi oranda azaltıyor.
## Ekonomik Çıkmazlar ve Başvuru Azalmasının Derin Sebepleri
Başvuruların azalmasında en önemli faktörlerden biri ekonomik imkansızlıklar ve maliyet endişeleri. Prof. Dr. Yıldırım, “Deprem anında panikle artan başvurular, aslında riskli binaların tespit edilmesi ve önlem alınması açısından kritik önemdedir” diyerek, şu gerçeğe dikkati çekiyor:
*Riskli binanın tespit edilmesi, hem bina sakinlerinin hem de şehir güvenliği açısından elzemdir.* Ancak, ekonomik kaygılar, vatandaşların bu süreci ertelemesine veya tamamen kaçmasına neden oluyor. Bu durumun ana noktası, yenileme veya güçlendirme maliyetlerinin yüksekliği ve bu süreçlerin çoğu zaman binanın sahibi tarafından karşılanması gerekiyor.
Yıldırım, bu noktada şu gerçeği vurguluyor: “Yeniden bina yaptırmak birçok bina sahibinin bütçesine uymuyor. Güçlendirmeye ise, maddi imkanları yetmeyenler için resmi kurumlar, ‘Ya güçlendir, ya yenile ya da evi boşalt’ diyerek baskı kuruyor, bu da başvuru oranlarını ciddi anlamda düşürüyor.”
## Yabancı Firmalar ve Ticari Kaygılar
Günümüzde, başvuruların büyük bir kısmı, yurt dışına iş yapan ve inşaat sektöründe faaliyet gösteren yabancı firmalardan geliyor. Yıldırım, bu durumu şu şekilde özetliyor:
*“Genellikle yurt dışına inşaat yapan firmalar, riskli bina tespiti ve güçlendirme işlemleri için başvuruyor. Deprem etkisiyle acil önlem almak isteyen firmalar, hızlı hareket ediyor.”*
Bu durum, özellikle Türkiye’de ekonomik ve siyasi istikrarsızlıklar nedeniyle, sürekli değişen risk parametreleriyle bağlantılı. Yabancı sermayenin ilgisi, başvuruların zaman zaman artmasına neden olsa da, ekonomik krizin etkisiyle bu hareketlilik sürdürülebilir değil.
## Kentsel Dönüşüm ve Halkın Bu Sürece Bakışı
Kentsel dönüşüm projeleri ve devletin sunduğu çeşitli destekler, bina sahiplerine önemli kolaylıklar sağlıyor. Ancak, içerideki ekonomik gerçekler ve maliyet yükü, bu desteklerin etkisini sınırlandırıyor.
*“Yarısı bizden ve kredi ile desteklenen projelere rağmen, çoğu vatandaş yine de mali açıdan zorlanıyor,”* diyor Yıldırım. Oysa, birçok bina sahibi, “Çoğu insan, binasının riskli olduğunu bilmesine rağmen, ekonomik kayıplar ve maliyetler karşısında boynunu bükerek oturuyor.” şeklinde özetliyor.
Binaların risk teşkil etmesi ve deprem güvenliğinin sağlanması, sadece devlet politikalarıyla değil, vatandaşların finansal durumlarıyla doğrudan bağlantılı. Bu nedenle, riskli binalarla ilgili karar alma süreçleri, ekonomik zorlukların üstesinden gelmeden başarıya ulaşamıyor.
## Sonuç: Çözüm Nedir?
İstanbul’da riskli binaların tespiti ve güçlendirilmesi, sadece resmi raporlarla sınırlı kalmamalı. Vatandaşların bu süreçlere katılımını artırmak ve maliyetleri daha erişilebilir hale getirmek, çözümün temelidir. Ayrıca, ekonomik desteklerin ve finansal teşviklerin yaygınlaştırılmasıyla, riskli yapıların dönüştürülmesi hızlandırılabilir.
Deprem riski devam ettiği sürece, İstanbul’da riskli binalarda yaşam kalması, hem bina sahiplerinin hem de şehrin genel güvenliği açısından büyük bir risk olmayı sürdürecektir. Bu nedenle, sahadaki gerçek sorunlara odaklanmak ve çözüm yolları geliştirmek tek çıkış yoludur.

İlk yorum yapan olun